Yaşama Dair Bilgiler...

Ayasofya'nın 1700 yıllık sırrı

8/8/2009 · Kategori: Egitim



Ayasofya'nın 1700 yıllık sırrı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Okul Panosundaki İlanla Yıldız OLDU

12/2/2007 · Kategori: Egitim

Okul Panosundaki İlanla Popstar Oldu
Albüm yapmak isteyen Köksal Ekinci ve Yasemin Erdoğan, şarkılarını seslendirecek kişiyi bulmak için okul panosuna ilan verdiler.

Her şey esasında "kendi çapında" bir popstar yarışması olarak başladı. Müzikle amatör olarak ilgilenen ve besteler yapan Köksal Ekinci ve Yasemin Erdoğan aslında birer iletişim ve eğitim danışmanı. Ancak içlerindeki müzik sevdasını dökebilmek için albüm yapmaya karar verdiler. Uzun süren çalışmaların ardından şarkılar hazırlandı ama ortada şarkıcı yok! Onlar da okulların panosuna astıkları ilanlara gelen başvurulardan kendi popstarlarını yarattılar: İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı öğrencilerinden Pınar Öner.
Pınar Öner müziksiz bir hayatı her zaman reddetmişti. İş hayatındaki başarısını, gizlice konservatuvara hazırlanıp kazanarak arkasında bıraktı. Ve şu an sahnede tam da istediği gibi en önde ve tek başına duruyor.
Yaptıkları albüm her ne kadar Türkçe pop olsa da, şarkıların 25 ayrı enstrümanla renklendirilmesi, nükteci, ironik hali onları bazılarından farklı bir yere oturtacağa benziyor. Yasemin Erdoğan "Şov dünyasında müziğin özne olduğunu unuttuk. Bu albümle bunu tekrar hatırlatacağız" diyor.

Müzikle hiç ilgisi olmayan bir mesleğiniz var. Neydi sizi albüm yapmaya iten?
Köksal Ekinci: Uzun süredir beste yapıyordum ama onları deşifre etmek gibi bir çabam yoktu. Bir gün çok sevdiğim Nilüfer'le konser organizasyonu için bir araya geldik. Bu projemiz için tetikleyici bir unsur oldu.
Yasemin Erdoğan: Bu iş için üç yıl boyunca haftada üç gün ve tüm hafta sonları sistemli olarak çalıştık.

"Seçim yaparken zorlandık"
İkiniz de solist olmak istemediniz herhalde. Pınar Öner'i nasıl buldunuz?
Köksal E.: Elimizde 25 şarkı vardı. Özellikle ben şarkıları başka ve özgün bir sesten duymak istiyordum. Ama nasıl ulaşacaktık bu sese? Yasemin'in aklına konservatuvarlara ve üniversitelerin müzik bölümlerinin panolarına ilan asmak geldi.
Yasemin E.: Bildiğim kadarıyla daha önce Türkiye'de böyle bir örnek yok. Biz de İstanbul ve Ankara'daki ilgili panolara rengarenk ilanlar astık. Üzerinde "Prodüksiyon aşamasında olan bir albüm için solist aranıyor" yazıyordu. Böylece başvurular yapıldı.

Prodüksiyon aşamasında bir solist aranması çok tuhaf değil mi? Her şeyiniz hazır ama solistiniz yok.
Köksal E.: Evet ama tam 100 başvuru aldık. Elemenin bir kısmını telefonda, bir kısmını da performansa göre yaptık. Seçim yaparken çok zorlandık. Ben kadın seçilmesinden yanaydım ama erkek adaylar da çok güçlüydü.
Yasemin E.: Pınar'da inanılmaz bir elektrik vardı. Sesi güçlüydü. Ortak müzik beğenilerine sahiptik. İş hayatını bırakıp kendini müziğe adaması da çok etkileyici. Ayrıca Akdeniz kadını özellikleri taşıyor. Yani güzel ve doğal seksapeli olan genç bir kadın. Bu yüzden onu seçtik.

Albümdeki sound'u nasıl yakaladınız? Duduk, ney, kemençe, elektrogitar ve lavtayı bir arada duyabiliyoruz.
Köksal E.: Sound esasında Türkçe pop. Ama türkü, arabesk, keman, gitar, latin, Türk sanat müziği var. Caz, latin gibi farklı türler dinlediğimizden esasında bizden daha alternatif bir albüm bekleniyordu. Ama albümdeki enstrüman ve duygu çeşitliliği kuru bir pop albüm olmadığının göstergesi.

Pınar Öner: "İşyerinde gizlice konservatuvara hazırlanırdım"

Pınar hanım, turizmden mezun oldunuz. Sonra iş hayatına atıldınız. Ama içinizdeki müzik aşkını durduramadınız ve şimdi bir solist oldunuz...
Ailem benden hep bir fakülte bitirmemi ve kariyer yapmamı bekledi. O yüzden müziği ön plana çıkaramadım. Önce turizm sonra sigortacılık yaptım. 21 yaşında yönetici oldum. Bunun yanı sıra Üsküdar Musiki Cemiyeti'nde solfej, repertuvar ve ritim dersleri aldım. İşyerinde arşive inip gizlice konservatuvara hazırlandım. Kazanınca aileme haber verdim. Onlar da "Hayır" diyemedi.

Projeden nasıl haberdar oldunuz?
Okulda sınavdan çıkmış koridorda yürüyordum. Panoda turuncu bir ilan gördüm ve hemen aramaya karar verdim. Ayrıca bunu kimseye söylemedim. Hatta ilanı panodan indirmeyi bile düşündüm. Çünkü aradıkları kişi benim diye düşünüyordum.

Elemelerde jüri karşısında farklılığınızı nasıl ortaya koydunuz?
Köksal ve Yasemin'le ilk karşılaşmamda sağlam bir iletişim kurduk. Nilüfer'den "Geceleri" söylemiştim, Nilüfer onların en sevdiği şarkıcılardanmış. Müzikle ilgili fikirlerimiz örtüşüyordu. Sahne performansımı izlemeleri için onları çalıştığım yere davet etmiştim. İkisinin de memnuniyeti gözlerinden okunuyordu. Sadece bir gece kendimi çok çaresiz hissettim. O da aranjörlerin evinde besteleri söylediğim son randevuydu. Ertesi gün ya aranacak ya da aranmayacaktım.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Fizikci

12/2/2007 · Kategori: Egitim

Özellikle lise öğrencileri tarafından çokça anlatılan en yerel efsanelerden biri de, bi öğretmene olmadık bi yerde rastlanmasıdır. Örneğin, okul kırılır, porno film gösterilen bir sinemaya gidilir, antrakt olduğunda ışıklar yanar ve bi de görülür ki, aa, fizikçi de meğer tam arkalarında oturmuyor mudur? Benzer şekilde, okuldan kaçılıp, bi biçimde de yaş olayı halledilip geneleve girilir, tam 16 numaraya çıkıp çıkmama konusu tartışılırken bir de görülür ki, aman Allahım, Almancacı Salih Bey 16 numarayla kolkola merdivenlerden inmektedir. Bu tür geyiklerde mutlaka iki taraf birbirini tanımazdan gelir ve daha da mutlaka, yakalanan hoca arkasına bile bakmadan sıvışır.
Bi de benim lise dönemimde çok anlatılan bi hikaye vardı, onu da bu sayfaya alayım aklıma gelmişken. Okuduğum lise Bahçelievler’deydi ve meslek lisesi olduğu için hemcinslerimle doluydu. Dolayısıyla karşı cins eksikliği-ilgisi had safhadaydı. Şimdi biz kötü durumdayız ama normal lisede olsak, “ooff, ne biçim olacaktı” ya, oralardaki durumu ortaya koymak için hepimizin inandığı bi hikaye anlatılırdı:

Bakırköy Lisesi’nin kızlar tuvaleti tıkanmış. Gelen lağımcılar tuvaleti kazarken adamlardan biri panikle okul müdürünün yanına koşmuş. Meğer fosseptiğin içi bir sürü çocuk ceniniyle doluymuş, dolayısıyla tuvaleti de bunlar tıkamış. Yani anlayacağınız kızlar kazara hamile kaldıktan sonra başlarındaki beladan kurtulmak için bebeklerini tuvalete düşüyorlarmış.

“Düz lisede okusak off ne güzel olurdu”nun ruh haliyle bizim okulda üretilen bi geyikti bu. Ama daha sonra benzerlerini Etiler, Nişantaşı Lisesi gibi “özgür” kızların okuması muhtemel liseler için de duymuştuk o zaman. Tabii anlatanlar da bizim gibi kızsız muhtelif liselerde okuyan arkadaşlardı.

Konsept olarak buna yakın bi efsane de ABD’de yaygın. Gûya Kızılhaç, kan bağışı kampanyası sırasında bi liseye gitmiş. Kanlar alındıktan sonra testler yapılmış. Bi de görülmüş ki öğrencilerin yüzde 20’si HIV-pozitif. Yani AIDS’li.

1987 yılında yaygınlaşan bu efsanedeki AIDS oranları anlatılan şehre göre değişiyomuş. Örneğin, Kızılhaç, Şikago’da kan aldıysa öğrencilerin yüzde 20’sinde, Los Angeles’ta yüzde 12’sinde, Orlando’daysa “düzinelerce”sinde HIV-pozitif bulunuyomuş. Şehir folklorcuların yaptığı araştırmalar sonrasında Kızılhaç’ın böyle yaygın bi kan bağışı kampanyasını 1985 yılında yaptığı ortaya çıkmış. Ancak gerçekte, 1 milyon 650 bin öğrenciden alınan kanlardan sadece 28’inde AIDS virüsüne rastlanmışmış.


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!